yaklaşık bir yıl kadar önce bir gönderide, çevremdeki insanlarla kafa açmalık sohbet etmek için ‘tahminen hiç birimiz olduğumuzu zannettiğimiz kişi değiliz. egoistin tekiyiz.’ demiştim. kimseden ses çıkmadı. hiç kimse inkâr edip, özeleştri yapmaya yanaşmadı. var-oluşun / buraya kadar nasıl gelişin / biz şu anda ne yapıyoruz-un muhasebesini kendi kendime yapmaya devam ettim. günler, haftalar, aylar derken bir yıl bitmek üzere. varoluş sorgusunun çok küçük bir kısmını bitirdim. bu süreç çok kolay olmadı elbette. duygusal/arkadaşlık gibi bir çok ilişkide işin ‘hüzün’ tarafını seçmem gerekti. ait olmadığınızı hissetiğiniz yerde var olmak istemezsiniz. ilk insanlık tarihinden beri böyle; sapiens, ait olmadığı yerde durmaz.…
-
-
acayıp, bir sürü, kocaman dolu içim. hem insan, hem nesne. hem fikir, hem eylem… tükenmemek için elimden geleni yaparken, elimde olan enerjiyide yitirdim. akışına bıraktım, gittim. ‘amok koşucusu’ gibi koşarak… yolda fark ettim, gittiğim yerde kimsenin olmadığını. durdum şimdi, yolun ortasında… geri dönsem; bunca yolu boşa mı geldim ? ileriye gitsem; kimse yetişemez… giden bu yolculardan, en çok ben şanssızım. ne kadar çok yaşadıysam; o kadar çok yalnızım. çok şey diyecektim, bi anlamı kalmadığını fark edip sustum. koşmak istedim, beklenilmediğimi hatırladım. geri döndüm, kimse bilmedi. trabzon, aralık 2017 çok kalabalığız… insan rejimi şart oldu. yükümüzü hafifletmek için tüm fazlalıklardan…