saat kaç ? zaman hiç, içim taş.

‘boom pam – boom pam’ eşliğinde okumanız önerilir. (link)

düşünsem tekrardan aklıma gelir diye not almadığım cümleler… hepsini unuttum. bu yazı en uzun yazım olsun. bu yaz da en güzel yaz olsun… olur mu ? zor.

önce egoyu bi tazeleyelim; ben harikayım, sen enkaz.

kime dokunsak altından enkaz çıkıyor. hikayeyi dinleyince kendini jiletleyesin gelir, o biçim. sanki biz gökkuşağında büyümüşüz gibi enteresan tepkiler. herkesin kendi değer yargısı kendine…

bana bu külfet yeter, benim yüküm bana ağır arkadaş. yeni bi duygusal oluşum için illa üzülmek mi lazım ? bu senaryoda her gün rakı içmemiz gerekiyor. hâlbuki ben hep birlikte makarina oynarız diye düşünmüştüm. yanıldım mı ?

herşey bi plan çerçevesinde gelişsin istiyorsak, bir de b planımız olmalı. yani senin galaksinde kurduğun yıldız düzeni, benim galaksimdekilerle eşleşmiyor olabilir. ne yapacaksın ? sevilmek varken, savaşacakmıyız ? ışın kılıcı ve ince bileklerim. hmm… savaşmayalım, sevilmeyelim de. duralım öyle, protesto olsun. en güzeli böyle, ama tek sıkıntı zaman.

dinlediğimiz tüm şarkılarda bi duygusal kaygı var. kulaklığımız olduğu için doğal olarak bizlerde de bi kaygı oluşuyor, acaba mutlu olamayacak mıyım ? yahu neden mutlu olamayasın be insan! prangaları bırak, sana ağırlık yapan herşeyi bırak. yükünü hafiflet, bi rüzgarı hisset. hiç kimseyı çağırmadan git bi sahil gören çimenlerde otur. al termosunu yanına, denizi izle. hangi yöne akıyor ? martıların karnı aç mı ? yada düşün martılar gerçekten simit seviyor mu yoksa aç oldukları için mi yiyorlar ?

‘insanlar sohbet etmiyor, kendinden bahsediyor’ son zamanlarda ki en güzel betimlemelerden birisi. kimse yaşamalık arkadaş aramıyor, kendini anlatabileceği birileri lazım. ‘hmm, hadi ya’ gibi standart tepkilerle yaklaşık 10 saat size kendini ve -kendince- dertlerini anlatır insanlar olduk. peki nasıl böyle olduk ? bu hâle nasıl geldik ? cevap basit, sosyal medya. her anımızı paylaşıyoruz, fotoğraf koymak, hikaye eklemek, checkin yapmak yetmiyormuş gibi bir de şimdi canlı yayına başladık. giderek dijitalleşiyoruz. başka kıyafetleri gördükçe kendi kıyafetlerimizi beğenmeyişimiz gibi, başka insanları gördükçe kendimizi kasıyoruz. iyice egoist insanlar olduk. yani sosyal medya hesabı olupta ben egoist değilim diyenin herkesten çok egoist olduğunu ispatlayabilirim. egoyla doğru orantıda yaşamın kalitesi de düşüyor. kimse gerçek değil, herkes tiyatro sanatcısı. yapay mimikler eşliğinde ne kadar gerçek olabiliriz ? ‘yangın yerinde orkideler’ var şehir tiyatrolarında, selfie yapmaktan fırsat bulursanız bi gidin. çok güzel betimlemişler.

sana sevdiğin şarkıyı soran insanı bul ve sonra evlen.

bu yazıyı bitirelim, şarkı da bitti çünkü. bir daha arayı bu kadar açmayız.