yarım gönülle bir öpüş.

aynı şeylerimiz az, ayrı şeyler eksik.
‘giderek’ artıyoruz. gitmeyince bişey olmuyor.

urfa, nisan 2018.

insanlar anlamadıkları şeyleri suçlayarak geçiştirir… peyami safa çok güzel bir şey söylemiş; suçlamak anlamaktan daha kolaydır. çünkü anlarsan, değişmen gerekir.

neden bu kadar korkuyoruz değişmekten ? iyi hissetiğimiz şeyleri kaybederiz diye mi ? ya değişirken yeni ‘şey’ler keşfedersek ? bu ihtimal risk almaya değmez mi ?

gözlerini kapatıp hayal kurmak istediğinde aklına ilk ne geliyorsa ‘hedef’ orası olsun…

kocaman ağaçlarla dolu, deniz manzaralı bir orman burası. ister bi dala çıkar orda yaşarsın, dal kırılana kadar ömrün olur. ister kendi başına ormanda yaşamayı öğrenir, keşfederek gelişirsin. sabah uyandığında sis ve soğuk, alnına çarpan yağmur taneleri… ölümsüz olursun.

doğarken seçemediğimiz ‘fikir’bazlı ideolojik şeyleri büyüdükçe değiştirip-geliştirebiliriz. herkesin tanrısı iyilik olursa, sonsuz mutluluğun formülünü de bulmuş oluruz.

bi şeylerin değerini anlamak için önce ‘görmemiz’ gerekiyor. görmediğimiz hiç bir deniz, hiç bir orman bizim değil… dünya bizim; içindekilere dokunmamız lazım.

selda bağcan bir röportajında diyor ki;

  • ilk kez tutuklandığınızda ne hissetiniz ?
  • ay, ellerim ne kadar güzelmiş dedim…

🙂